<
orospu sözcük öbekleri
Yazık olan insanlara

Yaşananların acısı başkadır, yaşanmayanların başka. Bir insan uğruna çok fedakarlık yapabilirsin, her şeyi gözden çıkarabilirsin. Doğru olan budur. Zaten zamanı geldiğinde yapman gerekenleri bilirsin. Yaptığın için, rahat ve huzurlusundur. Ama bir an gelir. Hayatta olduğunu hissetmen için Tanrı sana katlanılabilir bir acı gönderir. Bazen acılar.. Dayanman için, ayakta kalman için gücün var mı böyle zamanlarda anlarsın, ama kimse ne hissettiğini anlayamaz. Anlıyor gibi görükse de kesinlikle tam anlamıyla anlayamaz. Ve söz konusu olan o an geldiğinde ya hiçbir şey yapamazsın -çünkü yapılması gereken nedir bilmezsin- ya da belirsizlikten bir hataya dönüşür davranışların. Kötülük, iyilikten daha değerlidir bunu bilmezsin. Yapılan tüm iyilikler, bir hata uğruna yok olur. Bu yüzden iyiliklerin değeri, hak ettiği duruma hiçbir zaman gelemez. Gözümüzde büyüttüğümüz olaylar, zamanla kapanabiliyorsa, unutulabiliyorsa ancak iyilikler değerini bulur. Eksilen hisler, körelen amaçlar ve hayaller belki zamanla eskiye döner. Fakat hiçbir zaman “eski” olamaz. Yaşananlar seni farklı bir insan yapmıştır.
Ne sen aynı kalırsın ne de karşındaki. Düşünceler bile değişmiştir artık. 
Aynı kalan bir şey varsa, o da kalplerdir. 
Ne kadar işe yararsa.. 

Hem aynı tavan, hem aynı gökyüzü.

Hem aynı tavan, hem aynı gökyüzü.

Vazgeçmek ve diğeri

Hata üzerine daha büyük hatalar yapmak için yaratılmış insan. 
Kimin uğruna hata yaptığını bile bilmeden debelendiği dönemleri az hasarla atlatmaktır amaç. Yıllarca başarılamamış bir kurgudur bu. Sonuçlarını tahmin etmeden bir başlangıç yaratması, devamında yaraları getirir. Mutluluk yoktur. Mutlu insan ya şanslıdır ya da -beklenti kavramı olmayan- karşılıksız yaşayanlardandır. 
Kimileri birini sever, sahiplenir.
Kimileri birini sever, sadece susar. 
Kimileri hiçbir şey yapmaz, ama çok sevilir.
İnsanlar garip duygularla donatılmış, yerinde mükemmel yerinde en iğrenç varlıktır.
Her kişinin bir düzeni vardır. Ama bazılarının kuralları vardır. Kurallarına bağlı kaldığı sürece mutlu ve huzurludur. Her başlangıç sonlanıyorsa, -hayat dahil- mutluluğun da sonu vardır. Bu son, kurallarını yıkman için gönderilmiş olağanüstü bir varlık tarafından  gönderilir. Bu olağanüstü varlık bazen çok erken çıkar karşına. Genelde çok gençken çıkar karşına. Bazen ölümüne yakın. Bazen de ölümün için gelir.
Evet gelir ve durur karşında. Ne bir kural kalır ne bir gurur. Kelimeler, şarkılar, aşklar, güzellikler, kıskançlıklar varken, araya ayrılıklar, kavgalar, üzüntüler, gözyaşları, hatalar ve adını koyamadığın bir sürü şey girer. Anlayamazsın. Algıların yok olur. Düşünemezsin. Yapabildiğin tek şey özlemektir. Özlem duyduğun hem çok uzak hem çok yakın olur. Seni üzdüğü için mesafeler varken, bir gülümsemeyle açılır tüm tıkanık yollar. Acı hazza dönüştüren bedenin değil ruhundur. Buna aşk denir. Hiçbir zaman vazgeçemezsin. ne söküp atabilmek mümkün olur ne de pes etmek. 
Aşk. Sana, hiç bilmediğin yerlerde hiç yapmadığın şeyler yaptırır.
Önemli olan geç olmadan dönmeyi bilmektir. Ancak o zaman kalbin gururunu yenebilir. Eğer aksi olursa, yalnızlık dolar içine, taşarsın.
Bu durumda;  
Ömrün boyunca kurtulamayacağın tek yalnızlık aşktır.  

Yanlış insandan yanlış beklentiler

Her insanın kavram anlayışları farklıyken ruh ikizini aramak yanlış. 
Ruh ikizi denilen şey aynı şeyleri yapmaktan hoşlanan, aynı şeyleri seven, aynı hayatları yaşayan insan değildir. Ruh ikizi dediğimiz şey, saçma ve gereksiz bir şeydir. Ama olsa olsa, düşünceleri benzer olanlar, onayladığı ve haz etmediği davranışların benzer olduğu insanlar, belki de ne bileyim belirli bir konuda benzer -aynıya yakın- yorumları yapan insanlardır. “Ayy bu benim kesin ruh ikizim ya” diye kendini avutan birine, neden öyle düşündüğünü sorduğunuzda, aldığınız cevaplar klasiktir.
“O da yüzmeyi çok seviyoo, onun da en sevmediği yemek brokoli. Var yaa o da çok kıskanççç. Ha, bir de o da babasıyla anlaşamıyor. Çok iyi anlaşıyoruz yaa”

Ruh ikizim diye betimlediğin insan bu mu olmalı yani? Aaa hadi ama. 
Brokolinin hayatınızda hiç olmayışı mı kurtaracak sizi?
Ya hisleriniz, onları n’apacaksınız? Kim canlandıracak duyguları? 
Yaptığın espriyi anlamıyor, ilişkinizi anlamlı bulmuyor, derin duygular hissettirecek yazılarınızdan bi’ bok anlamıyorsa ne bekleyebilirsin ki o ilişkiden? 

Gözlerinizi açın, ışığınızı bulun


Zor değil. 
Kolay gelsin. 

Dünyaya gelmiş en &#8216;kadın&#8217;

Dünyaya gelmiş en ‘kadın’

Geleceğinin tereddütlerine

Göğüs kafesim sıkışıyor. Boğazım düğümlendi yine. 
Beynimi biri ellerine almış oynuyor gibi. Başım dönüyor.
Gözlerim doldu, yazdıklarımı göremiyorum.
Yine elimde unuttum sigaramı dalıp gitmişken.
Sistemimi bozdun.
Kanarken canlanamıyorum.
Nefes alamıyorken ağlayamam.
İçim yanıyor.
Sağlam bir yumruk yemiş gibiyim tam karnımın ortasına.
Kalbim yırtılmış gibi.
Başka türlü betimleyemem, olmuyor.
Yokluğuna ettiğim küfürlerin hiçbiri aklıma gelmiyor.
Artık kızamıyorum.
Sen değil, başkaları aldı seni benden.
Kimseye hesap soramıyorum.
“Dünyalar kadar”
Umrumda değil hiçbir şey.
Sen yoksan, kimse yok.
Doğru zaman ne zaman gelecek?
Zira buradan bakılınca gelecek gibi görünmüyor. 

Bazen fotoblog olduğumu hayal ediyorum. Neyse ki çok kısa sürüyor.  

Bazen fotoblog olduğumu hayal ediyorum. Neyse ki çok kısa sürüyor.  

Hani onun senin için yazdığı yazıyı okuyarak uyanmak diye bir şey var mesela. İşte o dünyalara bedel. Tıpkı onun gibi.
[Flash 9 is required to listen to audio.]
608 oynatma


Tek başına dans ederken, mutsuzluktan sarhoşmuş…

Teoman - 17 (Konser)

niye orospu sözcük öbekleri yazıyo?
Anonim

çünkü yazdıklarımdan acı akıyor. 
acılarım da orospu.  

Kazanamadım kalbini.. Hiç ödülüm olmadı ellerin.

Kadının ölüme terk edilmiş ruhuna yeni bir beden gönderdi Tanrı. 
Canlandırmak adına yemin etti.
Kadının laneti yok olmalıydı, serzenişleriyle beraber.
Olumsuzluğu yok etmeliydi o beden.
Ama Kadın..
İzin vermemeliydi buna.
Kadın biliyordu. “seni iyileştirenler canını en çok yakanlar olacaktır” 
Mesafeleri yenemedi Adam.
Kadın asla izin vermeyeceğine emindi. Veremezdi. Aksi nasıl olurdu düşünmedi bile.
Adam yalnız.
Adam çaresiz.
Geçmiş. Birbirini yıllarca arayan, iki insanın birbirlerine ait olmalarına engel olan tek şey.
“geçmiş” 
Aralarına hiç gitmeyecekmiş gibi giren aptal geçmişleri.
Edindikleri tecrübeleri, hayatlarına giren gereksiz insanlar, ders çıkarılmış acı dolu olaylar. Ellerinden bir şey gelmiyor.
Geçmişlerini silme ihtimalleri yok. Düşünceleri kitleniyor. Adam bekliyor. Kadın gelemiyor. İstiyor ama gelemiyor. Birbirlerinin geleceklerini değiştirebilirler. Aynı nefesle sonsuza kadar yaşayabilirler. Korkuyorlar. Çünkü “nefes” ve “sonsuzluk” bir aradayken cesaret sahibi olamıyorlar. 
Kadının ihtiyacı risk almak, acı çekmekten korkmamak.
Adamın ihtiyacı olan ise biraz cesaret.. 

Ölü bir insana;

Keşke o da seni sevseydi dimi, senin onu sevdiğin gibi.
Vazgeçmeseydi keşke. Pes etmeseydi dimi?
Ama sen haklısın. O güven verdi hep sana. 
Yoksa sen ona güvenmezdin ki.
Kendinden beklerdin ama ondan beklemezdin.
Biliyorum, çok şaşkınsın.
Üzerinden atamadın hatta.
Ne olduğunu bile algılayamadın doğru dürüst.
Çok anlam doluydu her şey.
Olabildiğince derindi yaşananlar.
Biliyorum, neden diyorsun sürekli.
Fark edebiliyorum.
Acıyorsun ona.
Uzun zaman önce var olan birinin köpeği olduğu için.
Anlamaya çalışıyorsun.
Olmuyor, çünkü görünen bunu dimi?
Biliyorum, sen de başkasına yaptın onun sana yaptığını. 
Ama fark vardı arada.
Sen kimseye tutamayacağın sözler vermedin.
Arkasında duramayacağın kadar fazla güven vermedin.
Çok fark var, sen kimseye güven vermedin.
Ama o sana güven vermişti.
İnanmıştın.
Biliyorum, için yandı anlatamadın.
Umursamaz tavırlarında yok oluyorsun, kendi kendini kaybediyorsun bir daha bulamayacakmış gibi hissediyorsun, biliyorum.
Uzun uzun kalabalıkların içinden yalnız geçiyorsun.
Anlıyorum, sen de yıkıldığını belli etmiyorsun. 
Adı geçince rahat rahat konuşuyormuş gibi görünmeye çalışıyorsun.
Böyle bir ayrılığın yaşananlara hakaret olduğunu düşünüyorsun. 
Bir söz, tek bir söz yalanlıyor tüm birliktelikleri, tüm hisleri.
Ve sen durup düşününce kullanıldığını hissediyorsun.
Çünkü sen biliyorsun uzun uzun düşününce her şeyi çözebildiğini.
Sorular geliyor ardından. ‘neden’li sorular bittikten sonra ‘nasıl’ a geçiyorsun.
Ama ‘nasıl’ geçmek bilmiyor.
Düşünmeye devam ettikçe aklına boktan şeyler geliyor. 
Son günü düşünürsün hep. 
Son kez yüz yüze gelişini düşünürsün. 
Düşündükçe daha da iğrençleşir durum.
Çünkü o son gün..

Baktın olmuyor, düşünmeyi bırakıyorsun.
Zaten hak etmiyor. 
‘kimse hak ettiğini yaşamıyor’ zaten. 
Ne kadar kolay aptal bi’ cümleye sığınmak.
Klasiktir bu durumlar.
Ya sen yanarsın, ya o.
Ya sen daha fazla sevmişsindir, ya o.
Bunun sonu gelmez.
Aptal cümleler.. 
Daha da aptallaşır.
Sana farkındalıktan bahseden insan çoktan ölmüştür zaten. 
Seni öldürürken, son nefesini vermiştir senin için.
Ama biliyorum, onun haberi yok dimi?
Gidip yakacağın eşyaların vardır senin. 
Aa çoktan hallettin mi yoksa onu?
Sana yakışan da bu.
Kimseye kötü konuşmadın zaten onunla ilgili, kimseyi de konuşturmadın. 
Değil mi?
Sadece kendi içinde küfrettin ona, 
Tek başına içtin hep zaten dimi?
Söylenecek hiçbir şey kalmamışken, söylenecek bir şeyler olmalı hala diye düşündüğün olur şimdi. 
O zaman söyleyeceğin şey ‘mutlu olsun’ olmalı. 

Ey intihara itilen inancını yitirmiş ölü beden,
Ruhunu sıkıştığı yerden çıkarman için sebeplerin yok mu senin?